Doç.Gaye Kırlıdökme Belen'in yürüttüğü, Yeditepe Üniversitesi'nden Arş.Gör.Kami Emirhan ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nden Arş.Gör. Pınar Yılmaz'ın yardımcılığını yaptığı ''Ahşap Kalıp Baskı Çalıştayı'', 09 Ekim 2012 tarihinde Yeditepe Üniversitesi'nde gerçekleştirilmiştir.Çalıştaya Bölümümüz Öğretim Elemanları, Arş.Gör.Leyla Aksoy, Arş.Gör. A.Damla Yücebaş ve Bölümümüz Öğrencileri Aytül Akdoğan, İlke Usluca, Serap Aydemir, Gözde Akgün, Büşra Dinçtürk, Ebru Tatlısu, Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü Öğrencileri İlhan Sibel Atığ,Yosun Demetgül Pırıl Erdavran, Lidiya Ostafıychuk, Cansu Ödemiş, Emine Saruhan ve Flensburg Üniversitesi Estetik ve Kültürel Eğitim Enstitüsü Tekstil Bölümü Öğrencileri katılmışlardır.Ayrıca workshopta Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nden Arş.Gör. Leyla Aksoy ''Yazmacılık-Block Printing'' başlıklı bir sunum gerçekleştirmiştir.
19 Kasım 2012 Pazartesi
9 Kasım 2012 Cuma
Galeri 5, ''Kesişim-Interception'' Sergisi Açılışı
''Kesişim-Interception'' sergisi Didem Çapa'nın yöneticiliğini üstlendiği Galeri 5'te 08 Kasım 2012 tarihinde gerçekleşen kokteyl ile açılmıştır.İki ülkenin tekstil sanatçılarını buluşturmayı hedefleyen sergide; Hanne Haukom'un yönetiminde Norveç Sanat ve Sanatçılar Birliği Sanatçıları ve eserleri ile Bölümümüz Öğretim Üyeleri Prof. Kemal Can, Prof. Dilek Alpan, Doç. Gaye Kırlıdökme Belen, Yrd. Doç. Nesrin Türkmen ve Yrd. Doç. Nuray Er Bıyıklı'nın eserleri, Bölümümüz Öğretim Elemanları Arş. Gör. H. Tuna Karayaka, Arş. Gör. Gözde Bursalıgil, Arş. Gör. Pınar Yılmaz, Arş. Gör. Leyla Aksoy ve Arş. Gör. A. Damla Yücebaş'ın eserleri yer almıştır.
2 Kasım 2012 Cuma
Bölümümüzden I. Uluslararası Antalya Moda ve Tekstil Tasarım Bienali’ne katılım
Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda ve
Tekstil Tasarımı Bölümü tarafından düzenlenen ''I. Uluslararası
Antalya Moda ve Tekstil Tasarım Bienali" 08-10 Ekim 2012 tarihleri
arasında Antalya'da gerçekleşmiştir.Bienalde, Bölüm Başkanımız Prof
.Kemal Can, Bienal Danışma kurulu Üyesi, Sempozyum Danışma Kurulu Üyesi,
Yarışmalı Sergiler Değerlendirme Kurulu Üyesi, Davetli Sanatçı, Panelist ve Oturum Başkanı olarak, Bölüm Başkan Yardımcımız Prof. Dilek Alpan,
Danışma kurulu Üyesi , Davetli Sanatçı olarak, Bölümümüz öğretim üyelerinden Yrd.Doç.
Nesrin Türkmen, sempozyum ve sergi katılımcısı, Yrd.Doç. Nuray Er Bıyıklı sempozyum
ve sergi katılımcısı, Bölüm Öğretim Elemanlarından Arş.Gör. Tuna Karayaka sergi
katılımcısı, Arş.Gör.Gözde Bursalıgil sempozyum ve sergi katılımcısı, Arş.Gör.
Pınar Yılmaz sergi katılımcısı olarak yer almışlardır.
Türk
Tekstilinin Yeni Kazanımı “1.Uluslararası Antalya Moda ve Tekstil Tasarım
Bienali”
Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Moda ve
Tekstil Tasarımı Bölümü tarafından gerçekleştirilen, bir sempozyum, iki panel,
dört çalıştay ile yedi sergiden oluşan, sloganı “Yeşil Tekstil- Yavaş Moda”
olan “I. Uluslararası Antalya Moda ve Tekstil Tasarım Bienali" hem sanat
ve tasarım eğitimi hem de üniversite, endüstri ilişkileri bağlamında, kültürel
platformda, Türk tekstilinin uluslararası
yeni, önemli kazanımlarından biri olarak değerlendirilebilir.
Bienalin açılışı 8 Ekim günü Akdeniz Üniversitesi yerleşkesindeki
Atatürk Konferans Salonunda yapıldı. Rektör
Yardımcısı Prof. Dr. Muharrem Kılıç, GSF Dekanı Prof. Sadettin Sarı, Bienal Düzenleme Komitesi
Başkanı Doç.Yüksel Şahin’in açılış konuşmalarının devamındaki Fırat
Neziroğlu’nun “Dokuma Performansı’ndan” sonra “Moda-Tekstil Tasarımı Eğitimi ve
Sektör İlişkisi” konulu panel başladı. Panel Başkanı Prof. Ayten Sürür, İTKİB
temsilcisi Cem Kaprol, İMA temsilcisi İpek Artür ile birlikte MSGSÜ GSF Tekstil
ve Moda Tasarımı Bölümünü temsilen bulunduğum oturumda üniversite ile endüstri
açılarından konunun önemine dikkat çeken konuşmalar yapıldı. Cem Kaprol konuya
endüstriyel açıdan yaklaşırken, yapmış olduğum konuşmada, öncelikle tekstilin
ve eğitiminin önemine kısaca tarihsel süreç üzerinden değinip “Verilen eğitim sürecinde tekstil salt
rakamsal ekonomik boyutu ile değil, yaratıcı faaliyetlerin paralelinde
tasarımsal, sanatsal, teknolojik, sosyolojik, kültürel yönleri ile ele
alınmalıdır. Geçmişten dersler çıkarıp, günün koşulları paralelinde, geleceği
ön görerek dinamik, akılcı, yaratıcı, yaygın eğitimler vermeyi ilke
edinen, üretilen bilgilerin, çözümlerin,
yaratmaların hayata geçirilmelerini hedefleyen Yüksek Öğretim Kurumları ilgili
endüstriyel kuruluşlarla dayanışma içinde olmalıdırlar. Bu, her iki taraf için
de olmazsa olmaz bir durum olarak algılanmalıdır. Dayanışmaları, yalnızca
üretim merkezlerinde sınırlı süre içinde yapılan stajlar olarak düşünmek yanlış
ve eksik olur. Durum daha ciddi interaktif bir ilişkiyi gerekli kılmaktadır.
Tekstil ve moda ile ilgili sorunlara birlikte çözüm üretilmesi amacı ile
kurumlar arası yapılan ortak projeler, araştırmalar,tasarımlar… kanalı ile
teknolojik-bilimsel, tasarımsal-sanatsal bilgi alış verişi sayesinde
üniversiteler özlerinde var olan araştırmacı-yaratıcı-çözümleyici kimlikleri
ile eğitim kalitelerini yükseltirken, endüstriyel kuruluşlar da aslında kendi
geleceklerine yatırım yapmış olurlar. Çünkü endüstriden alınmış olan destek ile
sektörü-piyasayı mezun olmadan önce tanıyan, günün koşullarına uygun, donanımlı
olarak yetiştirilen öğrenciler yarınlarda o firmalarda çalışacaklardır. Her iki
tarafın da lehine olan işbirliklerinin nihai sonucunda kazanan toplum olur” dedim.
Sektörde belli yerlere
gelmiş, eğitimli, öğrenci ile diyalog kurabilen, özverili yöneticilerin
deneyimlerinden, bilgilerinden ilgili derslerde doğrudan yararlanılabilmesi,
burslar ve sponsorluklar da oturumda değindiğimiz diğer konulardandı.
2. panel oturum başkanı Çankırı Karatekin Üniversitesi
Öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Reyhan Varlı Görk, Ankara Patent Ltd. Şti. Temsilcisi
Kaan Dericioğlu ve Moda Tasarımcısı Volkan Güloğlu’ndan oluşuyordu. Panelistler
“Markalaşma ve Türkiye’nin Moda-Tekstil Tasarımı Merkezi Olma Çabaları” konusu
üzerindeki görüşlerini dile getirdiler.
Panellerin sonrasında üç
gün sürecek olan sempozyum oturumlarına geçildi. “Tekstil Moda ve Kültür, Yeşil
Tekstiller, Tekstil ve Moda’da Tasarım ve Sanat İlişkisi, Tekstil ve Moda
Tasarımı Alanında Tanıtım Pazarlama ve Hukuk Süreçleri” başlıkları altında
yapılan oturumlarda, 16 farklı ülkeden gelen100 katılımcı tarafından ilgili makaleler sunuldu. Bilgi şöleni atmosferinde
geçen oturumlarla eş zamanlı olarak, Yrd.Doç. Füsun Özpulat’ın yönettiği
“Shibori”, Mehmet Yılmaz’ın yönettiği ” Keçe”, Vural Gökçaylı’nın yönettiği
“Drape” ve Hüseyin Er’in yönettiği ”El Baskıcılığı” çalıştayları başladı.
9 Kasım tarihine kadar
sürecek olan sergilerin açılışları da yine bu tarihlerde, yoğun katılımlarla
yapıldı. Jürili / yarışmalı “Yeşil Tekstiller” sergisi Olbia Sanat Galerisinde,
Jürili/ yarışmalı “Tekstil Sanatı Karma
Sergisi” Güzel Sanatlar Fakültesi Galerisinde, davetli lif sanatçılarının
yapıtlarından oluşan “Ustalardan Çağdaş Tekstil Sanatı“ sergisi Mimarlar Odası
Antalya Şubesi -Tarık Akıltopu Sanat Galerisinde, Fırat Neziroğlu’nun “Boyumdan
Büyük İşler II” sergisi İnşaat Mühendisleri odası Antalya Şubesi Sanat
Galerisinde, Prof.Günay Aykaç Atalayer’in, Doç. Oya Sipahioğlu’nun,
Yrd.Doç.FüsunÖzpulat’ın ve Yrd.Doç.Cemal
Meydan’ın yapıtlarının yer aldığı “Tekstil Sanatı Grup Sergisi” Antalya Devlet
Güzel Sanatlar Galerisinde, Vural Gökçaylı’nın “Kaybolan Şıklığa Hatırlatma”
sergisi ile “Müze’de Moda Var” grup sergisi Antalya Arkeoloji Müzesinde açıldı.
Sergilerin toplamında 150 sanatçının yapıtları sergilenmiş oldu.
Tüm katılımlar,
sunumlar, paylaşımlar sonucunda ortaya çıkan tabloya bakıldığında, nitelik ve
nicelik bakımlarından bienal amaç metninde yer alan hedeflere ulaşıldığı net
olarak görülmektedir.
Türk tekstiline yeni bir bienal kazandırdıkları için,
Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğüne, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığına,
özellikle yoğun çalışma temposu ile bir hayali gerçekleştiren Moda ve Tekstil
Tasarımı Bölüm başkanı Sayın Doç.Yüksel Şahin ve genç kadrosuna, Antalya
Üniversite Destekleme Vakfı başta olmak üzere bütün sponsorlara, ilgili kamu ve
özel kuruluşlara, tüm katılımcılara kısaca, emeği geçen herkese çok teşekkür
ederim.Prof.Kemal Can
18 Ekim 2012 Perşembe
Kastamonu Gazetesi,12 Ekim 2012 Cuma,Syf.7
Metni daha yakından incelemek için aşağıdaki link'e tıklayınız
Bölümümüz ve Flensburg Üniversitesi Kastamonu Gezisi
Bölümümüz ile Almanya Flensburg Üniversitesi,Eğitim Fakültesi Tekstil Araştırmaları Enstitüsü'nün ortaklaşa düzenlediği, geleneksel el sanatlarının günümüzdeki yeri ve geleceği konularının incelendiği projenin Türkiye ayağında Kastamonu ili ziyaret edildi.10-14 Ekim 2012 tarihleri arasında gerçekleşen inceleme gezisine Bölümümüz Öğretim Üyeleri; Prof.Zeki Alpan, Prof.Dilek Alpan, Doç.Gaye Kırlıdökme Belen, Arş.Gör.Gözde Bursalıgil, Arş.Gör.Pınar Yılmaz, Arş.Gör.Leyla Aksoy, Arş.Gör.Damla Yücebaş, ve bölümümüz öğrencileri; İlke Usluca, Serap Aydemir, Büşra Dinçtürk, Aytül Akdoğan, Gözde Akgün, Flensburg Üniversitesinden ise Prof.Norbert Schütz, Dr.Anna Sophie Müller ve öğrencileri katılmışlardır.Almanya DAAD tarafından finanse edilen proje çerçevesinde 2013 yılında Fas'ta da çalışmalar yapılacaktır.
12 Eylül 2012 Çarşamba
Rana Öztok, ''Okul''
Mezun öğrencilerimizden Rana Öztok'un 03.03.2012 tarihli ''Okul'' adlı yazısını paylaşıyoruz;
OKUL
Sanırım herkes böyle bunalıma giriyor hayatında birkaç defa.
OKUL
Sanırım herkes böyle bunalıma giriyor hayatında birkaç defa.
Mesela biri öldüğünde, ya da okul bittiğinde...
"Okul" demek benim için Mimar Sinan demek; "lise" var bir de - lise başka bir şey, kamp gibi daha çok. Seçim değil zorunluluk, ben değil başkası, ama sonunda geriye dönüp baktığımda her şeye rağmen yine "ben"...
Lise
Lise yıllarımı hatırlayınca ilk şaşırdığım, o yaşta henüz hayatta hiçbir şey başarmamışken, kendime nasıl bu kadar güvendiğim oluyor - sabahları Güneş ile birlikte uyanıp yürüyüşe çıkmak, Erenköy-Fenerbahçe hattındaki kedileri beslemek ve güne umut dolu başlamak için o güce nasıl sahip olmuşum? Kendi kendime daha okumayı bilmezken çiziktirmeye başladığım tek kolu uzun tek kolu kısa kadınlara giydirdiğim yamuk eteklere ok çıkarıp "lila kadife" yahut "çiçekli pamuk" yazardım diye, ailemi tümüyle karşıma alıp Güzel Sanatlar'a girmeye karar verdiğimi açıklamaya nasıl cüret etmişim? Aynı ekolden olan dayım dahil herkesin bohem bir hayata sürüklenecğim ve "fen zekamı" harcayacağım endişesini bahane ederek karşı çıktığı halde, annemin bir gün bana küçümseyerek yönelttiği "Kızım, kaç bin kişi giriyor, 20 kişi alıyorlar - 20 kişiden biri mi olacaksın!?" sorusuna neye dayanarak "Evet, 20 kişiden biri olacağım." cevabını verebilmişim? Belki de gençlikten!
İşte "Okul"u ben bu kadar istemiştim.
Okul:Rıhtım
Okul'a girdiğimde lise yıllarının yakası sarı çizgili lacivert kazak baskısından sonra kendimi müthiş bir özgürlük ortamında buluverdim. Derslere o günlük girmeyip -diyelim ne yapacağımı bilmiyorsam- rıhtım rüzgarında akşama kadar oturup bardak bardak çay içmek beni her zaman kendime getirdi. Akşamüstleri markete gitmeye üşenmezsek çantamızı bira doldurup geri rıhtıma dönmek, içerken bazen def ve kudüm çalan Kürtçe konuşan biriyle tanışmak, başka bir seferinde belki solcu bir dergi çıkaranlarla güler yüzle tartışmak, İsviçre dağlarında bir manastıra kapanıp günlerce konuşmayarak kendini arındırmaya çalışan bir adamla karşılaşmak, hiç beklemediğin bir günde yalnız başınayken yan taraftan gelen Dionyssos kültü muhabbetine laf atınca dostlar bulmak, kaykayıyla gelen birinin stencil şablonları kesmesine yardım etmek, ileri doğru yürürken heykel yontanların yanında mermer tozuna bulanmak, resim atölyelerine girip ara verenlerin boş bıraktığı tuvallerine göz gezdirmek, ya da bir cuma sabahı yanlış sanat tarihi vizesine girdiğini soruları görünce fark etmek güzeldi...
Okul'a gelirken Kadıköy'den vapura biner, Karaköy'den de genelde yürürdüm. Yolda hırdavatçı, oltacı dükkanları ile nargileciler arasından geçerken her tür sakat, tek bacaklı, bastonlu, elsiz, ayaksız, tek gözü iltihaplı, kambur, deli, dilenci, tinerci, acayip karşıma çıkardı ve onlara bakmayı severdim. Bu 15-20 dakikalık yürüyüş yıllarca benim gündelik kısa maceramdı.
Okul Çıkışı Beyoğlu
Okul çıkışları şüphesiz hep en keyifli anlardı; bütün günün gerginliği ve ister istemez içimize sinen yetersizlik korkusunu geride bırakmak için sayısız gibi duran yıkık dökük merdivenleri tırmanır Beyoğlu'na çıkardık... Bazen fotoğrafçılarla gezerdim, Fotoğraf Evi'ne uğrar, bakardık. Resimden bir arkadaşın sergi açılışı olurdu bazen, haberi gelirse ona da mutlaka gider işlerini görürdük. İstiklal'in arka sokaklarındaki dar konutların odalarını mesken tutan bu amatör karma sergileri gezerken yine muhakkak birileriyle tanışılırdı; bir çocuk yüzüğümü sarığa benzettiği için beni epey güldürmüştü, diğeri iştahla heykellerini anlatmıştı, in-yer-face tiyatro yapan bir gruba denk gelince tesadüfen sarsıcı kısa bir oyun izlemiştik, sonra video sunumundan hiçbir şey anlamadığım bir kızla söze Türkçe başlayıp İngilizce devam etmiş ve sonunda Almanca'ya geçmiştik...
Ama son durak hep Nevizade'ye otururduk, orası benim ne hallerimi gördü; yaz sonunu soğuk beyaz şarap içerek getirdiğimiz günlerden birinde pencere kenarındaki büyük koltuklara kurulmuştuk, el maketi teslimimden birkaç saat sonra içkiden ziyade uykusuzluktan sarhoş olup dar bir terasta bale yapma imkanlarını zorlamıştım, Ankara'dan, Köln'den, Prag'tan, Brighton'dan, Amsterdam'dan, Brno'dan ve daha hatırlamıyorum nerelerden gelen arkadaşları buraya bir kere mutlaka oturtmuştum.
Okul:Kendini Keşfetmek
Okul; en çok da ne olursam olayım hep "ben" olabildiğim tek yerdi.
O gün ne giymeyi seçersem seçeyim, nasıl olsa Okul'da rahat hissedebilirdim ya da saçlarımı pembeye veya yeşile boyamamın sorun olmayacağını bilirdim. Kimse Nietzsche okuyanları faşist sanmazdı büyük ihtimalle, ya da en azından tartışılabilirdi. Bir arkadaşın arkadaşı mutlaka Poe okumaya bağımlı çıkardı, benim gibi, Asphodel'i anardı. Tesadüfen bienalde The Smiths'e ithafen yapılan bir video çekiminde illa Okul'dan birilerine rastlardım, onlar da yabancı sayılmazdı- mesela aynı ben gibi "What difference does it make?!" diye bağırıyor olurlardı.
Yine Okul'da bir sonbahardı, fotoğraf kulübü masasında Hindistan'da bir yıl yaşamış, ashramlarda çalışıp "kendini yaratmaya" çabalamış bir adam tanıdım. Onun vasıtasıyla aylarca "başka bir hayat"ı seçen onlarca insanla yolum kesişti; mesela Antalya'da Güneş tutulması esnasında tanışmayan yüzlerce kişinin sarmal şeklinde birbirine sarılışını gördüm, bir seferinde Fethiye'nin Yakabağ köyüne 20saat otostop yapıp "Dolunay'da Şaman Ayini"ne katıldım, Burgaz Ada'da çoğunu tanımadığım, hepsi farklı yerlerden gelen insanlarla beraber büyükçe bir balkonda ney dinleyerek uyudum...
Okul; her gün bambaşka bir macera sunardı.
Resim bölümüne çıkarsam örneğin; öteden beri takip ettiğim ve hayranı olduğum bir hocaya rastlayabilir, onunla Dante Gabriel Rossetti'nin hep aynı kadının yüzünü resmetmesinden bahsedebilirdim, birkaç yılını komün evlerinde geçirmiş ve Led Zeppelin'e albüm kapakları hazırlamış bir hocanın müthiş ilham verici bir konuşmasını dinlerken William Morris'in "estetiğin standartlaştırılması" üzerine fikirlerini düşünme fırsatı bulabilirdim, İstanbul konulu döşemelik desenler hazırlamam gerektiğinde İstanbul'u simgesel yapılarını çizmeksizin nasıl anlatabileceğimi değerlendirirken birden aslında İstanbul'un bin-yıllarca üst üste yığılarak oluşmuş büyüleyici ve esrarlı bir birikinti olduğunu keşfedebilirdim...
Okul; bir kendimi keşfetme yoluydu.
Okul Bittiğinde
Sanırım herkes böyle bunalıma giriyor hayatında birkaç defa.
Mesela biri öldüğünde, ya da okul bittiğinde...
Bir daha kendimi bu kadar rahat hissedebileceğim, en bunalımlı günlerimde kendimi içeri atınca rahatlayabileceğim başka bir yerim olacak mı, bilmiyorum. Acaba hayatımın karşıma bu kadar enteresan insanların çıkacağı bir dönemi daha olacak mı? Kendim olmaktan yorulduğumda bunu erteleyip başkası olmayı deneyebilecek miyim bir daha? Bunun için sanırım, kimsenin beni tanımadığı uzak bir ülkeye yerleşmem gerekecek.
Artık Okul çıkışının spontane hissi olmayacak, evden çıkıp Tophane'de bir sergiye gitmek, İstanbul'un bir yakasından diğerine geçmek belki hava da yağmurluysa biraz zor gelebilir. Yalnız başına Cihangir sokaklarını gezme fikri o kadar sempatik gelmeyebilir ya da insan arayı açarsa bir zamanlar öylesine karşısına çıkıveren alternatif mekanları unutabilir. Korkarım, artık eskisi kadar dahil olamayacağım bu renkli hayata...
Yine ilgi çekici insanlar karşıma çıkacaktır; tek günlük dostluklar, bir konuşmalık paylaşımlar, anlık yakınlıklar, plansız girilen galeriler, bir daha bulunamayan küçük butikler, yan masada kim bilir tekrar Yetkin Dikinciler'e yahut Murat Daltaban'a rastlayıp gülümseyerek söylediklerini dinleyebileceğiniz ara sokak cafeleri... Tek tesellim Beyoğlu!
Evet, şimdi yıllar önce olmayı seçtiğim, bunca zaman düşe kalka yürürken olmayı istediğim, bir bakıma kendime "olmaya söz verdiğim" kişileri olma zamanı...
Okul bittiğinde bu zaman gelip çatıyor işte.
15 Ağustos 2012 Çarşamba
9. Uluslararası Tekstil Bienali ''Scythia 9''
19-24 Haziran 2012 tarihlerinde Ukrayna'nın Kherson şehrinde gerçekleştirilen 9. Uluslararası Tekstil Bienali ''Scythia 9''a Bölümümüz Öğretim Üyeleri; Prof.Dilek Alpan, Doç.Gaye Kırlıdökme Belen, Yrd.Doç.Nesrin Türkmen, Yrd.Doç.Nuray Er Bıyıklı ve Arş.Gör.Tuna Karayaka eserleriyle katılmışlardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













